Kayıtlar

Deniz Feneri - Virginia Woolf

Resim
Virginia Woolf okuma denemelerime lisede başlamıştım. İlk yirmi sayfadan sonra yapamayıp bırakıyordum. ''Bilinçakışı tekniği'' nin bana uygun olmayan bir yazım biçimi olduğuna karar veriyordum her seferinde. Simone de Beauvoir hayranlığım artmaya başlayınca, bir sonraki okunacak yazar araştırmalarımda yeniden Woolf çıktı karşıma. Kitapçı raflarında hüzünle ve eksiksiz bekleyen Woolf eserleri beni üzüyordu. Beauvoir'ı kendi dilinden okuyup anlamanın verdiği cesaretle Woolf'un da üstesinden gelirim bu defa deyip Deniz Feneri kitabını aldım. İlk yirmi sayfa yine çetin geçti. Tüm kalıplarımı yıkmaya çalıştım. Kitabın zorluğu; karakterilerin fazlalığından ve hepsinin en küçük ayrıntısına kadar hissettiği- düşündüğü her şeyin, bir karakterden diğerine hangi ara geçildiğini anlamadan bize aktarılmasından kaynaklanıyor. Bilinç akışı tekniği tam da bu demek. Gerçek hayatta elde edemeyeceğimiz bir güç veriliyor bize ansızın. Sokakta kafamızdaki düşüncelerle yürürken...

''Nothing to be done''

Resim
Eve döner dönmez kendimi yatağa attım. Öğlen sıcağı iki birayla karışıp neredeyse beni hasta etti. Vücudumun kontrolden çıkışını hayretle izleyip uykuya daldım. Akşam saatlerinde uyandığımda gündüz yaşanmamış gibiydi. Bu hissi severim. Unutmanın kolay olduğunu düşündürür. Bugün hoşuma gitmedi. Gündüzü unutmak istemiyordum. Gerçekliğinden şüpheye düşmeme sebep olacak kadar benimle aynı gözlerden hayata bakan biriyle geçirilmiş birkaç saat.İnsan hayatın güzel şeyleri vermek konusunda hep cimri davranan ellerinden daha iyisini bekleyebilir mi? Ben beklemiyorum. Başıma altından kalkamayacağım belalar açmadığı sürece ondan mucizeler beklemiyorum. Varoluşçuluğun gelmiş geçmiş en geçerli felsefi akım olduğunda her buluşmamızda daha fazla hemfikir olduğumuz, ''Una furtiva lagrima''yı sayesinde öğrendiğim, Godot'yu Beklerken' i hayatın sırrını çözmüş gibi izlememi sağlayan, Martin Eden'i okuduktan sonra üç hafta eve kapanıp yazmamı herkes saçma bulurken, en doğrus...

İlişkide cinsel özgürlük mümkün mü? 'Burjuva aşkın yalanları' na karşı Sartre'ın aşk teorisi

Resim
Bu günlerde geçen sene konusunu kısaca okuduktan sonra merak edip aldığım bir kitaba denk geldim. Florian Zeller'in ''la jouissance'' (zevk) isimli kitabı. Hepimizin bir şekilde yaşadığı modern ilişki sorunlarını, iki yıldır beraber yaşayan Pauline ve Nicolas çifti üzerinden tartışıyor kitap. Aşk hangi noktada biter? Kadın ve erkeğin ilişki yaşayış tarzındaki farklılık ebedi ayrılığa götüren bir süreç midir? Fedakarlık ve sadakat bir ilişki için en temel unsurlar olarak görünse de  zevk arayışı ve ihtiyacı da insan için azımsanamayacak kadar önemli değil midir? Peki ilişkideki tüm heyecanı yıllar içinde tüketmiş ya da tüketmekte olan ama birbirini seven çiftler ne yapacak? Hayatta olduğu gibi kitapta da kadın karakter Pauline büyük bir bağlılık ve güven duygusuyla Nicolas'yı severken ve onun 'diğer erkeklerden farklı' olduğuna inanırken, Nicolas suçlu hissettiği halde başka kadınları hayal etmekten kendini alamıyor ve aşkla cinsel özgürlüğün beraber y...

chanson var, en güzelinden

Resim
C'est beau, je sais, l'amour naissant,  Je rêvais, pourtant ..

Deja-vu

Resim
İncinmemek için incitebilecek tüm etkenleri yok etmeye dayanıyor savunma mekanizmamız. Yılanın başını daha kendini belli etmeden ezmek istiyoruz. Yaşanabilecekleri görme isteği, sebep olacağı  muhtemel acıları düşününce hafif kalıyor. Dejavu hissi. Bunları daha önce gördüm ve bu hataları daha önce yaptım. Belki bu sefer farklı olur'un naifliğine kanamıyorsun artık. Son birkaç sefer farklı olmadığı gibi.. Şimdi de  olmayacak. Belki de bir daha deneyip tekrar yanılmaya gücü yetmiyor  insanın. Her yanılgı bir öncekinden daha yıkıcı ve karşılaştığın her insan kendi 'dejavu' larıyla geliyor. Beraberce aynı hataları tekrarlıyoruz hissi. Onun dejavularını bilmediğinden tekrarlanmalarını da engelleyemiyorsun. Bilsen de engelleyemezsin. Kendininkileri engelleyemediğin gibi. "It seems I always end up  In the same old place  Like I've seen it all before  And though I try not to  I make the same mistakes  Who's playing a trick on me?  I don't no...

Paris banliyösünde yalnız bir adam: Balzac'ın evi

Resim
Balzac'in evinin girisi Honoré de Balzac 1840-1847 arasi alacaklilardan kacmak icin takma bir isimle, Paris'in 16. bolgesinde bulunan bu evde  yasamis. Iki farkli sokaktan girisi oldugu icin 'kacis' konusunda Balzac'a kolaylik sagliyormus. Artik muze olan evde, yazarin bazi eserleri, mektuplari, el yazmalari bulunuyor. Muzede Balzac'in "Insanlik Komedyasi"na ayrilmis bir bolum var.Bu yazarin  tüm roman ve hikayelerini bir araya topladığı büyük çaplı projesi. Eugènie Grandet, Goriot Baba ve Vadideki Zambak gibi bildigimiz eserleri de icinde barindiriyor. Muzenin bir kisminda eserde yer alan yaklasik 2500 karakter tanitiliyor. Karakterler gercek ve hayal urunu arasinda yayilmis: Napoléon da var Isa da. "Dun 19 saat calistim ve bugun 20 ya da 22 saat calismak gerek. Kopya etmek beni ugrastiriyor, gunde 16 ya da 20 yaprak kopya etmek lazim; yapiyorum ve duzeltiyorum....." Bu oda ve bu masada ...

Paris'te ugranmasi gereken bir durak: Victor Hugo'nun evi

Resim
25 Ekim 1832'de Victor Hugo, karisi ve dort cocugu ile Places des Vosges'de bulunan otelin ikinci katina yerlesmis. 280 metre karelik dairenin kirasi yillik 1500 frankmis. Bu ev; hayati boyunca surekli tasinan Hugo'nun 1822'de Adèle Foucher ile evliliginden  beri 5. eviymis ve 1848'e kadar en uzun sure kaldigi ev olmus. Fransa'da once siirleriyle unlenen Hugo'yu biz en cok, Sefiller ve Notre Dame'in Kamburu kitaplarindan taniyoruz. Ayrica Le Dernier Jour d'un Condamné (Bir Idam Mahkumunun son Gunu), Fransa'da idam edilen gercek bir katilin oykusu olup Sefiller'in oncusu olarak kabul ediliyor, kisa ama sarsici bir  hikaye. Le salon rouge (kirmizi salon) . Bu salon Victor Hugo'nun romantik akimin sanatcilariyla edebiyat, sanat, politika konustugu randevu salonuymus. Gautier, Lamartine; Dumas buradan gecenlerden bazilari Kirmizi salon'da pencere kenarinda 'oturmayin' yazisi ilistirilmis deri sandalye....