Kayıtlar

'aileyle bayram' nostaljisi

Sabah erken kalkmayı beceremiyorum. Annem en az üç kere yanıma gelip ‘kızım kahvaltı hazır hadi’ demek zorunda kalıyor. Gözümü açar açmaz kahvaltı yapmayı hiç sevmem, daha bir şeyler yemeğe hazır olmaz vücudum. Yine de o masaya oturuyorum. Yediğimiz, içtiğimiz umrumda değil, bu sene de herkes burada diye düşünmek yetiyor. Kimse  uyuyakalmamış, tatile gitmemiş, dönülmeyecek bir yere giden de yok henüz. Zamanla iyi mücadele ediyoruz. Herkes benden güzel bir şeyler giymemi bekliyor. Gittiğimiz yerlerde kıyafetlere göre insanların aylık kazancının mukayesesini yapacağız. Kim daha güzel giyinmiş, kim bir önceki bayramda inanılmaz para harcamıştı ama bu bayram daha sade..Küçükkendi bayram kıyafetlerine heyecanlanışım. Bayram yine kış olacak ve elbise giyemeyeceğim diye sinirlenirdim. Şimdi oyunun kuralı hergün şık olmak. İş mi arıyorsun, şık ol. Biriyle mi tanışacaksın, şık ol. Yeni bir ortama mı giriyorsun, güzel giyin.. İnsana nefes aldırmıyorlar. Bir yırtık pantolon, kazak ge...

Varlığım Türk varlığına...

Okula başlamadan önce en büyük zevkim mahalledeki koca dut ağaçlarına tırmanmaktı. Düşmekten, yaralanmaktan hiç korkmazdım. Futbolu severdim bir de sert oyun olduğundan, beni de aralarına alsalar diye gezinirdim futbol oynayan çocukların yanında. Bazen ''iyi hadi kaleye geç bari'' derlerdi. 7 yaşına gelmeden en az üç kere parmağım çıktı o yüzden. Okula başlayacağım yaz çok merak ettiğim, salak durumuna düşmemek için kimseye soramadığım bir şey vardı: Her şey iyi hoş da hangi zilde içeri girip hangisinde dersten çıkacağımızı nasıl bileceğiz? Ya ben herkes derse girerken yanlışlıkla dersten çıkarsam. Okul o zamanlar benim için evden duyduğum, sabahtan akşama sokağa yayılan zil sesi demekti. Hiç içeri girip bakmamıştım, neler olup bittiğini bilmiyordum. O yüzden çok fazla ve bir sürü değişik anlamı olan zil çalıyormuş gibi geliyordu. İyi ki kimseye sormamışım, okulun ilk haftası bütün sıkıntım bitti. Hep beraber girip hep beraber çıkıyormuşuz, istesem de bu kuralı bo...

Bir monaco'nun 40 yıl hatırı vardır

Resim
Bu gece haddinden fazla romantikleşip , tek bir kişiye, hayatın bize yaptığı güzellikleri ikimiz de unutmayalım diye yazacağım.. Bunu da ben yapmayayım da  kim yapsın.. Sınıf arkadaşı olarak başlayıp, yakın arkadaş çevresi dediğimiz ucu açık kişiler topluluğuna girmekle tanıdık birbirimizi. Çok aynıyken çok farklıyız zannettik önceleri. Benim hayatıma yabancı bir kavram değil iyice tanıdıktan sonra çok sevmek, sahiplenmek. Biraz tanımayla olmuyor, neye inanır, neden korkar, nasıl mutlu olur detaylarıyla öğreneceksin. Az tanıyınca vazgeçmek kolay, vazgeçilmezler arasına saklamak lazım onu. eylül sonu 2013/ siyah -beyaz bir fotoğrafımız olsa da arkasına dolma kalemle bu tarihi atsak. Sonra bir gün dağılmış dolma kalemden eylül müydü ekim miydi uzun uzun tartışacak kadar bilemesek, eskise o fotoğraf. eylül sonu... Rennes nedenini anlayamadığımız derecede sıcak ve biz senin gelişine yoruyoruz bu yazdan kalma günleri. Gece geldin, çıkalım mı dedim, hayır demezsin ki ... Saint A...
Resim
ekim geliyor, şimdiden hüzünlenmeye başlayalım.

Rennes -şehirleri sevmek önemli 1

Burada hayat ilk günlerde çok hızlı ve telaşlıydı. Önümde olup bitecekleri düşünmekten , karşıma çıkan sorunları halletmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyordum. Kalacak yerimi ayarladığım gün  şehir merkezinde yaza özel hazırlanmış şezlonglara uzandım yarım saat . İnsanlar güneşleniyordu. Onlara bakmak bile huzur verdi.Yüzleri dertsiz tasasızdı; telaşlanmak, koşmak, geç kalmak, hayal kırıklığına uğramak nedir bilmez gibi. Kafalarını kurcalayan tek şey birazdan alacakları dondurmanın neli olacağı. En azından yanımda oturan çift dakikalarca bunu tartıştı. Bu kadar huzurlu yüzü bir arada görmek İstanbul’dan gelen birine fazla. Onlar gibi olmaya çalıştım yine de. Rölantiye aldım biraz, öyle derler ya . İlk defa o zaman etrafımı, eski binaları, geniş meydanları, insanları görebildim. Şehir bankalardan, yurtlardan, sekreterliklerden ibaret değilmiş. İlk defa o anda sevdim Rennes’i. Şehirleri sevmek önemli. Yanında çok huzurlu olamadığın biriyle uzun bir yolda yürümek gibi bazı şe...

''Bırakıp gitmek var şimdi seni yarim''

Resim
Bir dili öğrendim zannettiğinde hiçbir zaman tam olarak öğrenmiş olmuyorsun. Diller içinde kendi kültürünün hüznünü ve neşesini taşıyor çünkü. Senin dilinin güzelliğini anlayamayan birine nasıl aşık olursun. 'Çemberimde gül oya' dinleyip hüzünlenemeyecek , Kazım Koyuncu'yu anlatamayacaksın mesela. Nazım Hikmet okuyup içi sevinçle nasıl dolacak bu toprakların hikayesini bilmeden. Bizde mazluma dokunmak en büyük günahtır, yer sofralarında yüreği tertemiz insanlar ekmeklerini bölüşür. Şaşıracaksın ama tanımadan bilmeden seni de buyur ederler. Sen karşılığında ne vermem gerekir diye telaşlanırsın belki, söz ettirmezler sana. Tanrı misafirisin. Daha önce hiç tanrı misafiri oldun mu? Ezanlar var bir de, yüksek minarelerden sokaklara dökülen. Bir tek onlar kalabalığın karmaşasına birkaç dakika hükmedebiliyor. Sonra yine alışık olduğumuz korna sesleri. Ben en çok sabah ezanını severim pek çokları gibi. O sanki beş kardeşin en bilgesidir de günün doğmasına yardımcı olur. Bir çı...

yerçekimli karanfil

Bu gece dolunay vardı Edip Cansever koştu geldi Yerçekimli Karanfil Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde   Oysaki seninle güzel olmak var   Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi   Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda   Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.   Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte   Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel   O başkası yok mu bir yanındakine veriyor   Derken karanfil elden ele.   Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle   Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil   Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk   Birleşiyoruz sessizce.