Kayıtlar

''Bırakıp gitmek var şimdi seni yarim''

Resim
Bir dili öğrendim zannettiğinde hiçbir zaman tam olarak öğrenmiş olmuyorsun. Diller içinde kendi kültürünün hüznünü ve neşesini taşıyor çünkü. Senin dilinin güzelliğini anlayamayan birine nasıl aşık olursun. 'Çemberimde gül oya' dinleyip hüzünlenemeyecek , Kazım Koyuncu'yu anlatamayacaksın mesela. Nazım Hikmet okuyup içi sevinçle nasıl dolacak bu toprakların hikayesini bilmeden. Bizde mazluma dokunmak en büyük günahtır, yer sofralarında yüreği tertemiz insanlar ekmeklerini bölüşür. Şaşıracaksın ama tanımadan bilmeden seni de buyur ederler. Sen karşılığında ne vermem gerekir diye telaşlanırsın belki, söz ettirmezler sana. Tanrı misafirisin. Daha önce hiç tanrı misafiri oldun mu? Ezanlar var bir de, yüksek minarelerden sokaklara dökülen. Bir tek onlar kalabalığın karmaşasına birkaç dakika hükmedebiliyor. Sonra yine alışık olduğumuz korna sesleri. Ben en çok sabah ezanını severim pek çokları gibi. O sanki beş kardeşin en bilgesidir de günün doğmasına yardımcı olur. Bir çı...

yerçekimli karanfil

Bu gece dolunay vardı Edip Cansever koştu geldi Yerçekimli Karanfil Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde   Oysaki seninle güzel olmak var   Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi   Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda   Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.   Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte   Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel   O başkası yok mu bir yanındakine veriyor   Derken karanfil elden ele.   Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle   Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil   Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk   Birleşiyoruz sessizce.

Şüpheli kişiler

bu gece beşiktaşta yaşadığım bir olayı anlatacağım ki benzer durumda kalanlar dikkatli olsun. Bir arkadaşımla beraber çarşının içinde ayıptır söylemesi tantuni-ayran almıştık, yüksek bir kaldırıma oturmuştuk. Sokak slogan atan, formalarıyla dolaşan gençlerle doluydu. Hatta bir sürü turist de vardı. Herkes kaldırımın kenarına oturmuş bir şeyler yiyip içiyordu. Oturduğum yerin biraz ötesinde sol tarafımda gömleği kanlanmış, bira-sigara eşliğinde kendi kendine türkü söyleyen bir adam vardı. Siz de eylemci misiniz? diye seslendi bize doğru. Duydum ama konuşmak istemediğim için cevap vermedim. Birkaç  dakika sonra tekrar daha yüksek sesle 'burada ne yapıyorsunuz eyleme mi geldiniz dedi?' Sorgulayan halinden şüphelendiğim için 'öyle geldik işte beşiktaşa' diyerek geçiştirmeye çalıştım. Taksimde bıçaklı birinin gruplarına girdiğini bir sürü para bir de telefonunu kaybettiğini yaralandığını söyledi. Gömleğindeki kanı gösterdi. Açıkçası yaralanmış gibi bir hali yoktu. Gömleğ...

Benim gözümden gezi parkı direnişi.

28 Mayıs'ta Gezi Parkı'nın yıkılıp yerine topçu kışlasının yapılmasını istemeyen bir kesimin orayı korumak için kamp kurması ve bu güzel insanlara polisin sabaha karşı bir operasyonla, acımasız şekilde saldırmasıyla başladı her şey. O gece ve onu takip eden günlerde medya yoktu. Türkiye'de bağımsız bir medyanın olmadığını, siyasi iktidara muhalif olan insanların teker teker işlerinden kovulmasıyla zaten biliyorduk. Ntv, CNN gibi az da olsa güvenimizin olduğu,'haber kanalı' dediklerimizin içlerinde sadece ılımlıları, AKP iktidarıyla zıtlaşmayan insanları barındırdıklarını da biliyorduk. Yine de İstanbul'da eylemciler ile polisin çatıştığı günlerde medyanın bizi aptal yerine koyarcasına penguen belgeseli, yemek programı, polis dizisi yayınlaması öfkemizi perçinledi. Şu an hala sokaklarda olan, gezi parkına giden, ya da diğer şehirlerde şehrin merkezine çadır kuran insanların  söylemek istediği tam da bu zaten: '' Biz aptal değiliz, sizin tahakkümünüz al...

Bukowski Bukowski dedikleri

Burada  epey uzun yaşamış, sayısız kadınla birlikte olduğunu varsaydığımız Bukowski'nin kadınlar kitabının özetini yazıyorum. Bunu okuduktan sonra bir daha Bukowski okumanıza gerek yok bence. Tabi bazıları için bir ilah kendisi. Onlar uzun uzun tüm şiirlerini ve kitaplarını okusun Hiç bilmeyenler için; adam sabah akşam içiyor, bol bol sevişiyor ve sonra çalakalem yazıyor Here we go: Şu boktan toplantılardan ne anlıyorsunuz bilmiyorum. Herkes birbirini tavlamaya, biriyle yatmaya çalışacak birazdan. Bak işte Lidya da orada, erkeklere kur yapıyor. Birazdan elimdeki şişe bitecek, biraz da bira içerim,eve dönmeden.. Bugün sevişebilecek miyim bilmiyorum. Bu kadınların benimle ne işi var anlamıyorum. Yaşlı , çirkin , ...nı bile kaldıramayan bir herifle ne yapıyorlar. Geçen bana bir kız mektup yazmış 22 yaşındaymış, kitaplarımı okumuş, hayranmış.Fotoğrafı çok güzel. Onu buraya çağırdım fotoğraftaki gibi güzelse bari. Akıllı kadınlardan hoşlanmıyorum, eğitimlilerden. Bu eğitimli gibi. Am...

24 yaş- büyümek

14-15 yaşlarındayken tuttuğum günlüklerin ana teması, zevklerimin, beğenilerimin, okuduğum kitapların değişmesiydi. Israrla ve ısrarla artık büyüdüm deyip büyüdüğümü kanıtlamaya çalışıyordum kendime. Büyüyorsun elbette. Her yeni yıl yeni yaşanmışlıklar katıyor. Artık nerede nasıl duracağını daha bir kestirebiliyorsun. Kendini tanımaya, bu yeni kişiye alışmaya, güvenmeye çalışıyorsun. Ama 20 li yaşlara kadar akıl sır erdiremiyorsun onun yaptıklarına. Bazen fevri kararlar verip kendini ateşlere atıyor. Bazen demir gibi sağlam,  yıkılmaz duruyor küçük ellerine, narin vücuduna rağmen. Şaşırtıyor seni. Diyorsun ki bu kıza bir şey olmaz,  kolay kolay üzülmez.. Sonra ansızın mevsim değişiyor baharı yaşayamadan dolulara yakalanıyorsun. En sağlam sandığın yer, kalbin, savunmasız kalıyor mevsim değişikliğine. O zaman anlıyosun kırılmaz zannettiğinin dolunun altında sağlam duramadığını..Hemen o an fark ediyorsun: aklına-mantığına güven, o seni yanıltmayacak;ama kalbine çok güvenme . Ç...

'onun gibi'

En çok sıkıntıya düştüğümüz konu, hayatımıza giren yeni insanların artık hayatımızda olmayanlardan farklı kişiler olduğunu kabullenememe durumu. Kafamızda dönüp duran bir kıyaslama hali. Yaşanıp bitmiş ilişkilerin bence en kötü yanlarından biri bize gelecekte kıyaslama yapmak üzere malzeme bırakmaları; onun gülüşü, onun kokusu, onun sarılışı, onun düşünceliliği, onun sevdiği şarkılar, onun asla kullanmayacağı kelimeler gibi... Yeni gelene aşık olun ya da olmayın hemen beyniniz kıyaslamalara başlıyor. Sizin çok duymaya alışık olmadığınız bir küfür mü etti, içinizdeki ses 'o hiç böyle bir şey söylemezdi' diyor. Ya da  sizin zevk aldığınız bir filmi: ''beni çocuk filmine mi getirdin'' diye acımasızca eleştirdiğinde yuh diyorsunuz içinizden '' o olsa kesin beğenirdi''. Yeni sevgili adayınız zırt pırt telefon etmekten hoşlanıyor mesela, siz de dakika başı haber başlıklarını geçmeyi sevmiyorsunuz 'o beni bu kadar bunaltmazdı' diyorsunuz. Kı...