Kayıtlar

Yaz öğlenleri kanal kenarı

Resim
Bugün kanal kenarında ayaklarımızı suya uzatmış oturuyorduk. Güneş yakıyor, insanlar gruplar halinde bindikleri botlarla yanımızdan geçiyordu. Birkaçına el salladık, onlar da bize el salladı. Sanki burada kimse kimseye el sallamaz gibi geliyordu. Dünyanın en sıcak kültürü değil, ama insan her yerde insan. Mutluluk hakkında konuşuyorduk. Sence mutluluk ne diye sordu Kate, hiç düşünmeden şu an, dedim. Üzerine zaten uzun uzun düşündüğüm ve artık karar kıldığım bir şeydi. Mutluluk, mutlu olduğunu hissettiğin an. Ne öncesi, ne sonrası, ne bundan sonra ne olacak kaygısı.  Her normal insan gibi biz de sık sık öğle aralarında, bir yandan yemek yiyip diğer yandan kendimizi geleceğe dair kaygılanırken yakalıyorduk. Kate annesinin ona evlenmesi için yaptığı baskıdan bahsediyordu. Bir yandan da biriyle tanışmak istediğini, güzel bir ilişkiye duyduğu özlemi anlatıyordu. O anlatırken hangisinin onun isteği, hangisinin ona küçüklükten itibaren öğretilenler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Biri san...

Son dakika golü

Resim
Umarım bunlar her neyse, hala yerli yerinde duruyordur. Bugün bir arkadaşım mesaj attı, ben Roskilde'ye gidiyorum geliyor musun, dedi. Normalde böyle tekliflere düşünmeden evet derim. Seyahati uzun uzun planladığımda o kadar bunalıyorum ki daha yola çıkmadan gideceğim yerden soğuyorum. Roskilde'ye evet demeden önce aklıma Aarhus geldi, Danimarka'nın ikinci büyük şehri. Hem öğrenci hem kültür şehri olarak biliniyor. Korona öncesi günübirlik gitsem diye çok düşünmüştüm. Olmadı. Neyse ben de Roskilde'ye nasıl gidileceğine bakıyordum güya, elim Aarhus'a gitti. Trenle üç buçuk saatmiş. Sonra arkadaşıma, ben gelemiyorum diye mesaj attım. Yarım saat içinde, sabahın körü ve gecenin körü olmak üzere gidiş dönüş biletlerimi aldım. Gerçi hava neredeyse kararmadığı için bir şeyin körü denebilecek bir durum da yoktu. Ödemeyi yaparken bir an, emin miyim diye düşünürken buldum kendimi, ya gidemezsem. Bir şeyi ne zaman aylar öncesinden planladım ki, neden kendime sürekli çok planlı...

Altın bir madalyon gibi taşınmalı vicdan

Resim
Beşiktaş-Kadıköy vapurunda alt katta çalan bir grup olurdu hep. Koca Yaşlı Şişko Dünya'yı söylerdi. En bilinir şarkıları o olduğundan herhalde. Ben de bir tek onu bilirdim. Dinlemek hoşuma giderdi. Bu aralar başka şarkılarını da dinledim, sözleri hoşuma gitti. Özellikle bu. Ve ömrümüzün en güzel yıllarını yiyenleri düşününce. Çocukluğumuzu çalan, lise yıllarımıza kabus gibi çöken, üniversitede bile bir gram rahat nefes aldırmayanları. Altın bir madalyon gibi taşınmalı vicdan Tek kıvılcımdan nasıl yanarsa koca orman Unutmazlar, unutmayız, unutmam

Skateducate: Kaykaycı Kadınlar Inisiyatifi

Resim
Geçenlerde Danimarka'nın Aarhus şehrinde faaliyet gösteren harika bir inisiyatif ile tanıştım: ''Skateducate''  Kurucusu Anne ile online bir toplantıda tanıştık. Birkaç fotoğraf gösterdi, kurduğu dernekten bahsetti. Daha beş dakika geçmeden heyecanla not almaya başladım. Kadınlardan kurulu bir kaykay  girişimi. Üstelik bedava. Kaykayım yok, koruyucu ekipmanım yok, bana öğretecek kimse yok diye düşünen bütün kadınlar için ideal.  Skateducate 2013 yılında kurulmuş. Kendini, kaykay aracılığıyla ilgi ve becerilerin geliştirilebildiği yaratıcı bir öğrenme platformu olarak tanımlıyor. Amacı kız çocuklarına ve kadınlara odaklanmak.  COVID-19 yüzünden Kopenhag'dan kalkıp Danimarka'nın ikinci büyük şehri Aarhus'a gidemediğim için Anne'ya uzaktan röportaj teklifinde bulundum. Türkçe yayınlanacak diye de altını çizdim. Heyecanlandı. Kaykaya gönül vermiş genç bir kadın. Türkiye'de bu spora heves eden kadınlara ilham olabilecek olmanın heyecanını, bilgisayar ...

Yaşamak

Resim
Yaşamak bir süre benim için odamda yalnız kalmak, kapımı kapayıp huzurla okuyabilmek, yalnız istediğim filmleri izleyebilmek demekti. Mutfakta ev arkadaşlarımla karşılaşınca bile rahatsız oluyordum. Kimseyle günlük sohbetlere girmek istemiyordum. Günlük hayat umrumda değildi. Yürüyüşe yalnız çıkıyordum, birinin planlarıma dahil olması fikri beni çok rahatsız ediyordu. İç sesimle, kafamın içindeki benle kurduğum büyüleyici dünyayı kimseyle paylaşmak istemiyordum. Tek istisnası yazmaktı. O da doğrudan bir paylaşım hissi vermiyordu. Günün sonunda istediğimi söyleyebilir ve tek bir cevap almadan, saçma sapan bir şey duymadan konuyu kapayabilirdim. Yazma kısmında kimse sinirimi bozamazdı.  Hayatımın her döneminde başıma geldiği gibi bir an geldi, güneş göründü, hava ısındı, gün sabah dört otuzda aydınlanmaya başladı. Gece on ikide uyuyamaz, sabah beş olmadan gün ışığı ile uyanır hale geldim. Sokağın ve doğanın çağrısını, ben istemesem bile vücudum duymaya başladı. Kendimle geçirdiğim ha...

Louisiana Modern Sanat Müzesi

Resim
Modern Sanattan bazen bir şey anlamadığımı hissediyorum, yine de müze ve sergi gezmeyi sevdiğim için gidiyorum. Buraya da iyi gitmişim. Şehrin 40 dk tren mesafesi ile kuzeyinde, yemyeşil bir tepede. Denizi alabildiğine kucaklıyor. Uzun süre sonra ilk kez trene bindiğim için heyecanlandım, etrafımı çocuk merakıyla inceledim. İlk birkaç sergide gördüğüm heykellerden bir şey anlamadım. Sonra, kısa video köşelerinde sergi küratörünün sanatçı ile yaptığı röportajı izledim. Eserden anlamak için sanatçıyı tanımak gerektiğine ikna oldum.  Per Kirkeby (1938-2018) 'ın heykellerini ince ince ve ustalıkla işleyişine hayran oldum . Bundan öte ropörtajındaki bir lafı beni çok etkiledi. Diyordu ki, ''baktığımız her şeye kendi kültürel bagajımızı bir kenara bırakamadan bakıyoruz, her şeyi kendi kültürümüzün süzgecinden geçiriyoruz. Bunu kendimde fark ettiğimde şok oldum ve bunun üzerine düşünmeye başladım.'' Son zamanlarda benim de üzerinde sıklıkla düşündüğüm bir konu olduğu için ...

Türk Restoranı

Resim
Dün akşam dört kadın, restoranların tamamen açılmasının şerefine daha önce gitmediğimiz bir yer arıyorduk. Biri sokağın köşesindeki Tai restoranını önerdi. Kapalıydı. Mahalle isimli çok tatlı bir Lübnan restoranı vardı, orası da kapalı. Sonunda hemen bizim apartmanın önündeki Vanlose Pizzacısına gittik. Son iki aydır tadilattaydı, ondan önce de içeri hiç girmemiştim.  Boş tezgaha çekinerek yanaştık. Işıklardan, altın varaklı eşyalardan oryantal bir hava sezsem de kebapçı olmadığı için Türk olduğunu düşünmedim. Kızlar sipariş verirken gözüm tezgahın arkasındaki belli belirsiz Kız Kulesi'ne takıldı. Esnafla gurbetçi sohbetini Erasmus değişim öğrencisiyken hep yapardım. Bütün dönercileri, Türk barlarını bilir, tanıdıklarımı da mutlaka götürürdüm.( Bugün hala bir yerlerde geleneği sürdüren, lahmacun yemeye gidenler, kendi kendine evde çiğköfte yapmayı deneyip nasıl olmuş diye mesaj atanlar oluyor.) Burada içimden o muhabbetlere girmek hiç gelmedi. Sadece bir kere kebapçıya girdim, onda...