Kayıtlar

Çıplaklıktan Korkmamak

Yazmak istiyorum diyorum herkese. Soran, sormayan. Bir gün Lyon'da, on sekiz yaşındayım. Yarım yamalak Fransızcamla orada tanıştığım, uydurma bir karakter olmayan Pierre'le nehir kenarında yürürken, insanların hayallerini belki olur umuduyla yazdığı alçak bir duvar görüyorum. Kimse görmeden, yazmak istiyorum, yazıyorum. Yazar olmakla ilgili büyük bir takıntım yok. Sadece yazmak istiyorum. Hayati olan, ulaşmam gereken, sanki ulaşılabilecekmiş ve bana başkaları tarafından temin edilebilecek, hak görülebilecek bir eylemmiş gibi. Belki de sadece kendime söylüyorum. Ama bir kanıta ihtiyacım var. Yerden bulduğum tebeşire benzeyen bir taşla, diğer hayallerin arasına karalamak en büyük kanıt.  Pierre'in gözünden kaçmıyor. Ne yazdın oraya diye soruyor. Yazmak istiyorum diyorum. Bu hayatta gerçekten istediğim tek şey ve ulaşamayacağıma da nedense her şeyden çok inandığım tek şey bu.  Seneler sonra, on yılı aşkın, sayısını bilmediğim seneler sonra ,Pierre bana Facebook'tan mesaj a...

Faroe Adaları

Resim
Faroe Adaları ,Birleşik Krallık, İzlanda ve Norveç arasındaki üçgen bölgede bulunan ve irili ufaklı 18 adadan ulaşan bir ülke. Danimarka'ya bağlı olduğu için Danimarka üzerinden vize alınarak seyahat edilebiliyor. Schengen vizesi, hatta Danimarka oturumu bile yeterli değil.  Uzun bir süre vize koşullarına bakmamıştım, elimi kolumu sallayarak gidebileceğimi sanıyorum. Neyse ki yeterli bir süre önce vize gerekliliğini fark edip başvurumu yaptım. Bu bana Faroe Adalarının turist için yanıp tutuşmadığını düşündürdü ya da en azından Avrupa dışı turistlerden bir nevi korku duyuyorlar. Özellikle farklı adalarda karavanla gezdiğimiz sürede, insanların izole, iletişime pek açık olmayan hallerinden bu kapalı kültürü daha iyi anlayıp neden turistlere çok sıcak bakmadıklarını da görebildim.  Karavanımızı park ettiğimiz, görece insandan uzak yerlerde bile yerel halk birbirini çok iyi tanıyor ve arazilerine gelip yerleşen yabancıları bir şekilde göz ucuyla da olsa denetim altında tutuyorlar....

Doğum günü

7 Mayıs 2022, Kopenhag Bugün benim doğum günüm. Sekiz yıldır bu güne yalnız hissederek uyanıyorum. Sekiz yıldır kendime ve başkalarına, bugün neden kötü hissettiğime dair bahaneler uydururken yakalıyorum kendimi. İnanmak istediğim bir ses, ilgi çekmekten hoşlanmadığını, bunu kutlanacak bir gün olarak görmediğini, küçüklükten beri zaten doğum günlerine hiç değer vermediğini söylüyor. Bazen o sese kısa süreli de olsa inanıyorum. Hızla tüketilecek, dikkat dağıtan bir dizi izleme ihtiyacı gibi, kendimi kaptırıp kafamın içinden dolaşan hatıraları susturmak kolayıma geliyor.  Bugün yabancı bir evde erkenden uyandım. Balkonun aralık kapısından serin hava odaya dolmuş, içim ferahladı. İyi hissediyorum dedim yüksek sesle. Birkaç gündür baktığım kedilerden biri yatağa atladı, üzerime çıktı. Kafasını çeneme dayadı, dayadığı yerden öptüm. Terli avucumdaki siyah kedi tüyüne bakarken bugün ne yapacağım diye düşündüm. Üzerimde her normal insan gibi mutlu olma, bir plan yapma baskısı var. Arkadaşl...

Kedi Bakıcılığına Dönüş ve Heyecan Meselesi

Resim
Bu hafta hem STK'daki işime hem de ara sıra yaptığım, yeni kediler tanımaktan zevk aldığım kedi bakıcılığı işime döndüm.  Eski işim insanları, herkese hitap eden, profesyonel olmayan sporlara teşvik edecek projeler hazırlayıp uygulamaktı, severek de yapıyordum. Hayatın ani bir manevrasıyla biraz daha fazla sorumlulukla aynı işe döndüm. İş aradığım süreçte kedi bakıcılığı alanında ciddi bir kariyer planlamaya başlamıştım. Kopenhag'da kedisi olan pek çok aile var ve her fırsatta tatile çıkıyorlar. Yaz ayları kapıdayken, bakıma ihtiyaç duyacak kedi sayısında da artış olacağı belliydi. Eski işime geri dönünce, evden çalışma imkanım olduğu için kedi bakıcılığını da bırakmak istemedim. Hayat böyle uzun süre sürüncemede, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir kuraklıkta bırakıp bir anda her şeyi yağdırıveriyor.  Bugün ilk defa Banana ve Monkey ile buluşacağım. Bir hafta boyunca Lauren'in evinde, o yokken iki kedisiyle vakit geçireceğim. Bazı kedi anneleri kediyi hergün ziyaretin yetmeye...

''bu işi geçici olarak yapıyorum aslında hukuk öğrencisiyim''

Resim
Danimarkada aile birleşimi sırasında eski işimden ayrılmış, oturma ve çalışma iznimi alınca yeniden iş aramaya başlamıştım. İş arama sürecinin yavaş, can acıtıcı, kendimi ve yeteneklerimi sorgulatıcı bir süreç olacağını biliyordum. Hep öyle oluyor, özellikle uzun sürerse. İstanbul'daki iş değiştirme serüvenlerim hızlı oldu, birinden diğerine atlarken tatil bile yapamadım. Cuma bir iş yerinden çıkıp pazartesi diğerine başlamak İstanbul'da yaşayanların sık yaşadığı bir durum. Burada çok bekleyeceğim, en hızlı sürecin en az altı ay sürdüğü söylenmişti. Kendimi mental olarak uzun süreli işsizliğe hazırlamaya çalışıyordum. İlk bir ay çok zorlandım. Bir çeşit tatil hissindeydim, geç kalkıyor, her şeyi ağırdan alıyordum. Vaktim yokken, vaktim olursa yapayım diye düşündüğüm her şey aklıma bir bir gelip huzursuz etmeye başladı. Kaktüs projesi için içerik geliştirmek, yeni hibeler için proje yazmak, daha aktif şekilde iş aramak... En sevdiğim iş olan yazmak bile yük gelmeye başladı. Vakt...

Edebiyatın peş peşe orgazm edilen kadın karakteri

Resim
Çok sevdiğim Latin Amerikalı bir erkek yazarın son çıkan romanını okuyorum şu sıra. Karizmatik, akıllı, şair karakterleri hep erkek. Onların dünyasında, hiç gezmediğim topraklarda kaybolmak hoşuma gidiyor. Arada bir, kalın kitabın sayfalarının arasından başına buyruk, ne istediğini bilen - ya da bilmeyen- alabildiğine özgür bir kadın fırlayıverince kalbim çarpıyor. Nihayet! Otuz bir yaşında Amerikalı bu kadınla, otuz üçüne yaklaşmış, hala kafası çok karışık bir kadın olarak seyahat ediyorum. Şili'deyiz. En yakın kadın arkadaşla tutkulu bir sevişme sonrası ilişkiye dönmesini umduğumuz şey hayal kırıklığına uğratmış, çantamızı toplayıp ülkeyi terk etmişiz. Hikaye beni iyice içine çekiyor. Başını alıp gitmelere, başka dilde kaybolmalara, küçük odalarda yeni hayata başlamalara bayılırım.  Kadın karakterin huzursuzluğu, acısı, kendini alkole ve bilmediği şehrin macera dolu gecelerine vurma isteği çok tanıdık. Bir gece, sabahın ilk ışıklarına yakın, on sekiz yaşındaki bir Şilili erkekle,...

Granada- Alhambra ve yavaşlık

Resim
Granada'yı hep merak etmiştim. Ofiste İspanya'lı bir arkadaşım vardı ve hep İspanya'yı özellikle Granada'yı ne kadar çok özlediğini anlatıyordu. Danimarka kışına ancak belli bir süre katlanabileceğini, buradaki hayatın konforunu sevse de evinin sıcaklığını ve yavaşlığını özlediğini söylüyordu. Gözümde küçük bir şehir ve güzel hava dışında pek bir şey canlanmıyordu açıkçası. Sonra, bir fırsat doğdu ve önce Madrid'e, oradan beş saatlik bir otobüs yolculuğu ile Granada'ya geçtim. Şehre gece ulaştığım için dar sokakları dışında pek bir şey göremedim. Sadece bulduğum hostelin yemyeşil, tarihi bahçesi bana çok şanslı olduğumu hissettirdi. Birkaç gün sonra, sandığım kadar ayrıcalıklı olmadığımı, şehrin bütün hostellerinin hatta evlerinin aynı yapıda olduğunu fark ettim.  Şubat ayının sonu olmasına rağmen on sekiz dereceydi hava. Yağmurdan, sıfırı biraz aşkın havanın rüzgarından böyle bir yere gelince iş arkadaşımın neden bahsettiğini hemen anladım. Güneş ısıtıyor, insa...