Kayıtlar

Saray binasına veda niyetine

Resim
Anılar, hatıralar, tüm yaşanmışlıklar beni hep derinden etkiler. Kolaylıkla unutmam, dönüp dolaşıp kalemimin ucuna gelir . Sabahları yatağından çıkıp hayata iyi kötü bir şekilde başlayan insanı onlar yaratır. Geçmiş ve gelecek birlik olup attığımız her adımı, aldığımız her tadı şekillendirir. Gördüklerimizi, dokunduklarımızı, ait olduğumuza inandığımız yerleri asla unutmayız. Bu akşam,  üniversite tercihimi yapmadan hemen önce tanıştığım, o 'süslü salon' daki odalardan birinde öğrencisi olmaya karar verdiğim Galatasaray Üniversitesi' nin kalbi, canı ciğeri, en güzel en hatıra dolu binası yandı 3 saat içinde. Acıyla seyrettik. İçten içe kızdık,zamanı geriye almak istedik. Kötü bir rüyadır belki dedik ama yok değil. Öyle gerçek ki şimdi gönül rahatlığıyla uykuya dalmamı engelliyor. O binada geçirdiğim 6 sene boyunca, koridorlarında yürürken ne kadar şanslı olduğumu düşünürdüm. Böyle ince işlemeleri, yüksek tavanı, görkemli avizeleriyle her yani tarih kokan bir binada...
En güçlü duygular bile unutmaya çok müsait. Değer verdiğin her şeyi bir gün bir köşeye atıp unutabiliyorsun. Bu unutkanlık hali tamamen unutmakla aynı şey olmasa da bir çeşit bilinçsiz boşvermişlik. En son tatilde ailemin yanına gittiğimde, ne kadar uzun bir süre bu bilinçsiz boşvermişliğin tatlı-yalancı uykusuna kapılıp gittiğimi fark ettim. Onlar olmadan yaşamaya alıştığım her kişi, eşya ya da anı da benden umudu kesmiş; hayatına unutulmanın verdiği buruklukla da olsa devam etmiş. Kitaplarımı koyduğum köşede unutmuşum; başka bir el değmemiş..Kitabın en korktuğu el değmeden yaşlanmaktır.. Onları insanları sevdiğim gibi aşkla tutkuyla, dokunmanın ve koklamanın hazzıyla severim oysa. Asla tek kişi değildirler. İçlerinde şövalyeler, kontlar, budalalar, işçiler, güzel kadınlar, sanatçılar, umutsuz insanlar vardır. Hepsine ayrı ayrı hayran olurum. Kıskanmam ama kimseden. Keşke kitaplık kitaplık, ev ev gezseler.. Artık hiç giymediğim kıyafetler bir başka tarafta.. Bir 'buluşma kaz...
Resim
Çukurcuma’daki Dalgıç çıkmazı  sokağından dönünce  hemen aşağıda pembe  tabelaya yazılmış Masumiyet kelimesi gözüme çarpıyor. Bir gülümseme kaplıyor yüzümü. Masumiyet kelimesi insanı gülümsetir çünkü; ilk aşkını, eski bir mahalle bakkalını,dut ağaçlarına tırmanılan günleri, komşunun yakışıklı oğlunu hatırlatır.                                                         Vişne çürüğü renginde bu üç katlı eski apartmanı görür görmez sevdim. Çukurcuma’da olmasından belki; sıra sıra dizilmiş antikacıların, zorlu yokuşların, o yokuşlara rağmen sokak aralarında top oynamaya çalışan çocukların varlığı beni, elli altmış yıl öncesinin kitaplardan tanıdığım İstanbul’una götürdü. Sait Faik’le gezmeyi çok severdim İstanbul’...

sadece seks yapma, seviş!

insan odasında, masanın başında oturdukça, evden çıkmayarak,hiç insan görmeyerek,düşünerek, sadece düşünerek, okuyarak, kendine ait bir dünya yaratarak sokaklarda akşam nereye gideceğini bilmeden dolaşan insanlardan daha çok şey başarabilir. Kendi devrimini yapabilir. Sessizliğin içinde dünyada işittiğimizden daha anlamlı sesler var. Hayaller var bir süre sonra gerçek mi illüzyon mu ayırt edilemeyecek hale gelen. Kısa cümleler var. Deliliğin bir adım öncesi bilgelik. Ne kadar çok şey bilirsen o kadar acı çekersin. Bunu söyleyen de ben değilim. Gerçek bilgi bahsedilen. Selamlaşmalar, dialoglar, çokça kullanılan bağlaçlar, samimiyetsiz sıfatlar, televizyondan kulağına çalınanlar değil. Bunları duyduğumuz için normaliz, asla bilge olamayıp kendi devrimimizi yapamayacağız. Mükafatı ise delirmemek. Sana insan dolu, kahkaha,yemek, uyku, sıradan hayatında ne varsa onlarla dolu bir hayat sunuyorum. Bunu yaşa,arada bir hastalanırsın, ama korkma iyileşeceksin ölümcül değilse. Kafan gürültüyle d...

''la fille sur le pont''

 Son üç günüm bu iki filmle ve burda adı geçmeyecek birkaç filmle daha geçti. Bu ikisi kadın ve aşk üzerine kaçınılmaz şekilde düşünmeye itti beni. Kurtulamadım, okula gittim, yağmur yağdı, köprüden geçtim, köprüye uzaktan baktım; ışıkların içinde intihar etmeye çalışan sarışın bir kadın gördüm. Beynim benden habersiz düşünüp durdu o kadını kurtarmaya gelen bıçak atıcısı adamı. Böyle aşklar var, birbirini tamamlayan ve ayrı kalmaya devam etmemek zorunda..Bu sürrealizmin içinde kendimi sorguluyorum, sürrealist olan bu filmler mi yoksa bizim aşkı yaşama şeklimiz mi?     Öyle umutsuz bir çağdayız ki adı mutsuz evlilikler çağı olmalı. Herkesin 20sini geçip teker teker evlenmeye başladığı şu günlerde evlilik kelimesi her gün gözümden düşüyor. Birbirine küfrediyor üst kattaki genç karı koca. Daha beş yıl olmuş evleneli en fazla, ağlama evresini geçememiş iki çocuk sesi tüm gün. Ben hayatımda hiç ''senden nefret ediyorum keşke ölüp gitsen'' diye bağırmadım kimseye. Çok s...

Amen ve le Couperet üzerine

  Costa Gavras' ın filmleri bir virüs gibi etrafımızı saran kapitalist sistemin tüm içi boş değerlerini sorgulamamızı sağlıyor.Le Couperet' de 15 yıllık üst düzey işinden kovulunca hayatının elinden alındığını düşünen Bruno'yu izledik. Gün geçtikçe yeni bir iş bulmaya dair umutları tükendi,kapılar teker teker yüzüne kapandı.Sahip olduğu iyi yaşam standardını kaybetmemek adına tıpkı dedesinin 2.dünya savaşında kahramanca çarpışması gibi liberal ekonomik düzenin oluşturduğu tahribatla bireysel bir savaşa girdi, silahlandı. Rakibi olarak gördüklerini,üzerinde çok düşünmeden, teker teker öldürdü.    Bizi içine alan bu sarmalda iki arabaya sahipken birini sebepsiz yere kaybetmek katlanılmaz, konforlu-lüks evlerde oturup, güzel arabalara binebilmek,sosyal çevremizi yine bizim şartlarımıza sahip,uyum sağlayabilecek insanlardan oluşturmak,diğer herkesi ördüğümüz görünmez duvarlarla öteki tarafta bırakmak, her şeyin en güzeline sahip olabilmek için yaşamak doğal tavrı...
                     Bugün hava güneşli. Sıcak kaldırımlarda yürüyorum, denizin mavisine bakıyorum; sonra etraftaki yeşile, insanların tatlı bir karmaşadan kopup gelmiş renklerine.. Hayat canlı, hayat nefes alıp veriyor, caddeler gürültünün, kavganın üstesinden gelebiliyor. Tüm direncimizle iki ayağımızın üstündeyiz. Bugün hava beni etkisine çok da tanıdık olmadığım bir iyimserliğe itiyor.           Güzel bir gün ve gelecek hayali kuruyorum hepimiz için. Bugün dünyaya gözlerini açan, olan bitenden haberi olmayan tüm çocuklar, ofisinde takım elbisesi içinde sıkışıp kalmış çalışanlar, şu sıralar plajda birileri sıcaktan bunalmış denize girerken onlara şezlong kiralayan kendi teri içinde boğulan çalışanlar için bir de..Kısacası birilerimizi   iyi kötü şu güneşli havaya yakışacak içimi ferahlatan bir yere sığdırıyorum ve içimi rahatlatabiliyorum. ...