Kayıtlar

Gelmeyen yaz ve arkadaşlıklar

Resim
Buraya yaz bir türlü gelmedi. Her gün yirmi derecenin altında uyanıp belki bugün hava bulutsuz ve yağmursuz olur diye hayal ederken yakalıyorum kendimi. Hava sıcak olduğunda şehir ayrı bir güzelleşiyor, kanaldan denize girmek, hiç olmazsa sere serpe bir yerlere uzanıp güneşlenmek çok iyi geliyor. Geçtiğimiz hafta birkaç günü Slovenya'da geçirdim. Bahçede otururken bile kavuran güneş bana gerçek yazı hatırlattı. Sıcak hissetmeyi özlemişim. Havanın gidişatından bağımsız olarak hikayelerini dinlemekten çok zevk aldığım bir arkadaş grubum var, bazı akşamlarımı onlarla geçiriyorum. Yavaş yavaş yerleşik hayata geçen ve durulan otuz üstü grubun tam tersi, hala her şeyi son sürat yaşayan bir arkadaş grubu.  Jo, Kuzey Makedonyalı, otuzlarının başında bir gay. Kopenhag'a gelmeden önce birkaç sene Şangay'da yaşamış. Dillere karşı ilgisi var, bir dili üzerine uğraştığında çok kolay öğreniyor. Burada da Danca kursuna başladı, yeteneklerini sergilemekten, yeni insanlarla tanışmaktan zevk...

Grup sohbetlerinde aşırı ilgisizlik hali

Resim
  Küçüklükten beri karakterimin bir parçası olan ve bir türlü anlam veremediğim- bazen verebilir gibi olduğum- bir özelliğim var. Ne zaman ki birkaç kişilik grubun içinde bir etkinlikte olayım bir süre sonra, kişilerle yakınlığım fark etmeksizin büyük bir ilgisizlik, yorgunluk halinde buluyorum kendimi. Birebir saatlerce konuşabileceğim iki insanla üç kişi bir araya geldiğimizde yine sohbete katılmak istiyorum ancak bir süre sonra kendimi aşırı sıkılmış, konunun gittiği yerle ilgimi yitirmiş, tek söz edebilmek için kendimi zorlamaya başlarken buluyorum. Konu alakamı çok çeken bir yerde kalırsa durum bu kadar kötü olmuyor. Hala bir süre gerçekten içimden gelerek fikirlerimi söyleyebiliyorum ama genelde ilgi alanımın dışına çıkıveriyor. Bu durumun neyle ilgili olduğunu henüz çözemedim.  Geçenlerde yine aynı durumda buldum kendimi. Bir süre ilişkilerden, hayattan, kedilerden, kitaplardan vs. bahsettik üç kişi. Sonra konu bitki yetiştirmeye, hangi sebze çeşidinin ne kadar bakım ge...

Kısa bir tatil

Resim
Bugün hava yağışlı ve öyle olması işime geliyor. Hafta sonu çalışmak için motive olmak başka türlü mümkün değil. Temmuz ayı benim için iş ve son anda planladığım kısa tatillerle oradan oraya koşmakla geçiyor. Arada güçsüz düşüp hasta oluyorum, bir şey olmamış gibi devam ediyorum. Üzerine o kadar çalıştığım halde hala, biriken işlere yetişemiyormuşum, yeterince zamanım yokmuş gibi hissediyorum. Oysa hiçbiri aşırı zaman alan, halledemeyeceğim meseleler değil. Pek çoğu öteleme kurbanı. Yapılıverse birkaç saat sürecek işlerin ertelenip kafada kirli çamaşır yığını gibi üst üste binmesi.  ** Liina ile buluşup Kristine'nin Bornholm'daki evine gittik. Kristine yıllardır Danimarka'ya bağlı bu sevimli adaya hayrandı. Biz Kopenhag'da beraber yaşarken ve o, evin en küçük odasında bir buçuk kişilik yatağı ve kitapları ile kendine büyük bir dünya kurmuşken ara sıra Bornholm'da yaşamak istediği evden ve bahçesinde yetiştireceği sebzelerden bahsederdi. Eş zamanlı bir diğer hayali d...

30'ların başları- kendini keşfediş ve iyileşme

Resim
Bazen bana böyle bir odadaymışım gibi geliyor. Gözlemlediğim hayat, beni çevreleyen, sarıp sarmalandığım dünya hem çok karanlık hem de büyük bir partide gibiyim; bir sürü renk, insan, olasılık ve duygu var. Nereye bakacağımı, hangisine hayranlıkla şaşıracağımı, neyin peşinden gideceğimi şaşırıyorum. Birini seçsem diğerini merak ediyorum. Sonra kendimi yatıştırıyorum. Her şeye vaktim var. Aceleye gerek yok. Bunca zaman ettiğim acelenin de vardığı bir yer olacak sandım olmadı. Geç kaldığımı sandığım anların düşündüğüm kadar büyük bir önemi yokmuş.  Bu karanlık ama heyecan verici partide gözlerimi kapıyorum. Etraftaki gürültüyü, hareketi, ben dursam da durmayan ayak seslerini, oradan oraya gidip gelmeleri duyuyorum. Her şeyin hem böyle dışında hem de tam ortasında olmak hoşuma gidiyor.  Kafa yorduğum, cevap aradığım bir sürü şey oluyor gün içinde. Umursamadığımı sandığım şeyler bile aklıma takılıyor. Saatlerimi o düşüncenin etrafında dönüp durarak geçirdiğimi çok sonra fark ediyo...

Çıplaklıktan Korkmamak

Yazmak istiyorum diyorum herkese. Soran, sormayan. Bir gün Lyon'da, on sekiz yaşındayım. Yarım yamalak Fransızcamla orada tanıştığım, uydurma bir karakter olmayan Pierre'le nehir kenarında yürürken, insanların hayallerini belki olur umuduyla yazdığı alçak bir duvar görüyorum. Kimse görmeden, yazmak istiyorum, yazıyorum. Yazar olmakla ilgili büyük bir takıntım yok. Sadece yazmak istiyorum. Hayati olan, ulaşmam gereken, sanki ulaşılabilecekmiş ve bana başkaları tarafından temin edilebilecek, hak görülebilecek bir eylemmiş gibi. Belki de sadece kendime söylüyorum. Ama bir kanıta ihtiyacım var. Yerden bulduğum tebeşire benzeyen bir taşla, diğer hayallerin arasına karalamak en büyük kanıt.  Pierre'in gözünden kaçmıyor. Ne yazdın oraya diye soruyor. Yazmak istiyorum diyorum. Bu hayatta gerçekten istediğim tek şey ve ulaşamayacağıma da nedense her şeyden çok inandığım tek şey bu.  Seneler sonra, on yılı aşkın, sayısını bilmediğim seneler sonra ,Pierre bana Facebook'tan mesaj a...

Faroe Adaları

Resim
Faroe Adaları ,Birleşik Krallık, İzlanda ve Norveç arasındaki üçgen bölgede bulunan ve irili ufaklı 18 adadan ulaşan bir ülke. Danimarka'ya bağlı olduğu için Danimarka üzerinden vize alınarak seyahat edilebiliyor. Schengen vizesi, hatta Danimarka oturumu bile yeterli değil.  Uzun bir süre vize koşullarına bakmamıştım, elimi kolumu sallayarak gidebileceğimi sanıyorum. Neyse ki yeterli bir süre önce vize gerekliliğini fark edip başvurumu yaptım. Bu bana Faroe Adalarının turist için yanıp tutuşmadığını düşündürdü ya da en azından Avrupa dışı turistlerden bir nevi korku duyuyorlar. Özellikle farklı adalarda karavanla gezdiğimiz sürede, insanların izole, iletişime pek açık olmayan hallerinden bu kapalı kültürü daha iyi anlayıp neden turistlere çok sıcak bakmadıklarını da görebildim.  Karavanımızı park ettiğimiz, görece insandan uzak yerlerde bile yerel halk birbirini çok iyi tanıyor ve arazilerine gelip yerleşen yabancıları bir şekilde göz ucuyla da olsa denetim altında tutuyorlar....

Doğum günü

7 Mayıs 2022, Kopenhag Bugün benim doğum günüm. Sekiz yıldır bu güne yalnız hissederek uyanıyorum. Sekiz yıldır kendime ve başkalarına, bugün neden kötü hissettiğime dair bahaneler uydururken yakalıyorum kendimi. İnanmak istediğim bir ses, ilgi çekmekten hoşlanmadığını, bunu kutlanacak bir gün olarak görmediğini, küçüklükten beri zaten doğum günlerine hiç değer vermediğini söylüyor. Bazen o sese kısa süreli de olsa inanıyorum. Hızla tüketilecek, dikkat dağıtan bir dizi izleme ihtiyacı gibi, kendimi kaptırıp kafamın içinden dolaşan hatıraları susturmak kolayıma geliyor.  Bugün yabancı bir evde erkenden uyandım. Balkonun aralık kapısından serin hava odaya dolmuş, içim ferahladı. İyi hissediyorum dedim yüksek sesle. Birkaç gündür baktığım kedilerden biri yatağa atladı, üzerime çıktı. Kafasını çeneme dayadı, dayadığı yerden öptüm. Terli avucumdaki siyah kedi tüyüne bakarken bugün ne yapacağım diye düşündüm. Üzerimde her normal insan gibi mutlu olma, bir plan yapma baskısı var. Arkadaşl...