Kayıtlar

Şekerpare ve Kral TV

2023 Noel'i Bugün harika demli bir bardak çay içtim. Ev yapımı yaprak sarması yanına bir kaşık yoğurt yedim. Pirinç pilavı yokmuş, kuru fasulyeyi bulgurla yemek zorunda kaldım. Yine de tadı nefisti. Yanına da Türkiye'den (ya da Almanya'dan) gelme ayran içtim. Her şey bitince bir an biri gelecek de çay alır mısınız diyecek diye bekledim. Kimse sormayınca, kasaya gidip küçük çay siparişi verdim. O esnada büfede sıra sıra dizili şekerpare gördüm. Şekerpare görmeyeli ve yemeyeli yıllar olmuştur. Nasıl da canım istedi. Çayın yanına bir tane de şekerpare koydurdum. Bunların hepsini de Türkçe yaptım. Ne dediysem anlayan, cevap veren, afiyet olsun diyen bir insanla muhattap olmak iyi geldi. Duvara monte ekranda Kral Pop videolarına gözüm kaydı. Önce Gazapizm sonra Edis. Normalde bu kadar yüksek sesten, mekanın müzik zevkinin bana dayatılmasından huzursuz olurum, bugün ne çalsa zevkle dinlemeye hazırdım. Hatta etrafımdaki her şeyin, duvardaki nazar boncuğundan, buzdolabındaki Uludağ...

Robot Düşler

Resim
Bu filmi izledim iki gün önce. Ne harikaydı. İzlemeyenler ve izlemek isteyenler için bundan sonrası spoiler. ( Filmlerle  ilgili yazdığım tüm yazılarda olduğu gibi) Film bir arkadaşlık/aşk hikayesi anlatıyor. Dialogsuz. Dialog olmamasına  bayıldım. Köpekle robot arasındaki yalnızlıktan doğan, sonra bir anda iyi ve eğlenceli zaman geçirmeyle perçinlenen bağ benim için arkadaşlık olarak başlayıp aşka dönüştü. Ne tatlı, ne şaşkın ve saçma bir sebepten koca bir yıl birbirlerinden ayrı düştüler. O sahnede hem güldüm hem için burkuldu. Yaz sezonunun son gününde, yukarıdaki fotoğraftaki gibi denize girmeye karar verirler ve suda geçiren harika zamandan sonra plajda akşama kadar uyuyakalan ikiliden robot ayağa kalkamaz. Kafası dışında vücudunu hareket ettiremez, paslanmıştır.  Köpek panik olur, sonunda eve gider ve sabah ilk iş alet çantası ile plaja döner. Plaj giriş kapısının sezonun son günü olduğu için zincirlendiğini, gelecek Haziran'a dek açılmayacağını görür. Türlü çaba ve...

Eğlenmeden Yazmak

Resim
Marguerita Duras'ın Yazmak isimli makalesini okuyordum. Diyor ki, Yazı bilinmeyendir, insan, yazmaya başlamadan önce ne yazacağı hakkında hiçbir şey bilemez. Kafasının içi dupduru olsa da. İnsan, ne yazacağını bilseydi, o işi yapmadan, yazmadan önce; hiçbir şey yazamazdı. O zahmete değecek bir şey olmazdı bu. Yazmak dünyanın en çileli, en sinir bozucu, bir yandan da en çekici gelen işi. Bazen yazdıklarıma dönüp bakıyorum. Bunu ben mi yazmışım diyorum. Aklımda hiç böyle şeyler yoktu. Kafamın içindekilerle karşılaşmak istemezdim. Bir dizi açıp saatlerce izlemek geliyor aklıma. Çoğunlukla da öyle yapıyorum.  Günlüğüme dürüstüm. O kadar dürüstlük, kafamın içinden geçenleri bilmek rahatsız edici. Rahatsız olacağımı bile bile, kendimle konuşur gibi saatlerce yazdığım oluyor. İnsanın kendiyle konuşması kendi hakkında bilmediği bir ton şey öğrenmesini sağlıyor. Mesela ben, yalnızlığa ne kadar düşkün olduğumu, yalnız kalamadığım anlarda öfkelendiğimi, rahatsızlık duyduğumu, ama bunu insanla...

The Banshees of Inisherin (filmi izledikten sonra okumalık)

Resim
Uzun zaman sonra bir film bende gece yarısı yazma, film boyunca kendime sorduğum soruların ucunu kaçırmadan not alma ihtiyacı doğurdu. Biten basit bir arkadaşlık değil. P ádraic bir anda en yakın dostu gördüğü Colm'un artık onunla konuşmak istemediğini öğrenip şaşkına dönüyor. Colm çok kararlı, ikisini de tanımayan bizler  için Colm'un bu ani kararı büyük bir gizem oluşturuyor. İzleyiciler olarak acaba ölüyor mu, en yakın arkadaşını bu acıdan korumaya yönelik mi böyle davranıyor gibi bir merak oluşturuyor. Padraic arkadaşının etrafında dönüp durur, bir konuşma fırsatı yakalamaya çalışırken sebep bizim için de netleşmeye başlıyor. Artık senden hoşlanmıyorum diyor Colm. Baştan beri iyi arkadaş olmadıklarını ve aslında kendini hiç ona denk görmemiş olduğunu anlıyoruz. Padraic'in aklındaki ayrılmayan ikili, Colm için zaman öldüren bir ikiliymiş.  Bence hikayenin kırılma noktası Padraic'in arkadaşını kaybetmesi acısıyla birleşen sıkıcı, boş ama 'iyi' insan olarak gör...

Herkesi memnun etmeye çalışan insan

Resim
Son zamanlarda  ''people pleaser''  kavramını -  herkesi memnun etmeye çalışan insan olarak çevirebiliriz-   çok duymaya başladım. Özellikle kadınlar arasında oldukça yaygın. Ben de iyileşmeye çalışanlardan biriyim. İyi, kibar, uyumlu olmak için yetiştirilen, bu özelliklerinden ötürü aile ve toplum tarafından ödüllendirilen kız çocuklarının yetişkinliklerinde de herkesi memnun etmeye çalışması şaşırtıcı değil. Uzun yıllar giydiğimiz, alttan alan, çözüm bulan, makul, sorun çıkarmayan kadın kıyafetini bir kenara kaldırıp başkaları ne düşünür diye kafaya takmadan istediğini söyleyen kadın olma kıyafetine alışmak, onun içinde rahat hissetmek de kolay değil. Üniversite zamanlarından aklımda bir anı var. Arkadaş grubumda o zamana göre 'marjinal' kabul edilebilecek, otoritelere sorun çıkaran, düşünmeden konuşuyormuş gibi görünen, aşırı öz güvenli, çok konuşan, her alanda - iyi olup olmamasından bağımsız- bir varlık gösteren, güzelliğini göstere göstere yaşayan, birçok ...

Kar yağan günler

Resim
  Kar yağışını eğer o gün oradan oraya koşmam gerekmiyorsa, bir köşede sakince oturup hayallere dalabileceksem seviyorum.  Hayata bir dinginlik, romantizm, koşarak akan hayatın bu kadar koşmasının anlamsız olduğunu söyleyen bir ağırlık çöküyor. Kar tanelerinin birbiri ardına, aynı ritmde, usanmadan bir ritüeli tekrar edercesine düşmesinde ruhumuza iyi gelen bir şey var.  Bizim hayatın içinde ettiğimiz tüm tekrarlara, ne olursa olsun akan zamana ve devam ettiğimiz günlere benziyor.  Şikayet ettiğimiz her şeye, olabilir, sen devam et, bak biz nasıl ara vermeden akıp gidiyoruz der gibi. En azından ben böyle bir rahatlama, hafifleme hissediyorum karı izlerken. Kar yağdığında işi gücü bırakabilcek kadar şanslı bir gündeysem eğer, yapılacakları akşam saatine öteliyorum.  Bugün mesela. Pencere kenarında bu güzel günü, bisikleti ve bebek arabası ile penceremin önünden geçen, renkli bereli, uzun montlu insanları izlemekten daha önemli bir işim yok. Önemli görünen her şey...

Herkes lider olamaz

Resim
  Yöneticim iki sene önce  Christmas zamanı '' Nasıl Yönetilir'' başlıklı, pahalı görünen bir kitabı evime sipariş etmişti. Kitaba şöyle bir bakmış, ön yargıyla kitaplığın bir kenarına sıkıştırmıştım. Bir işte iyi olacağım diye karakterimden uzaklaşacağım bir takım stratejiler öğrenmeyi yüzeysel buluyordum. Bu tarz kitaplara karşı hala önyargılıyım. Ama son zamanlarda, iş yerinde liderlik özelliği olan kimselerin yaptığı ve birbirine çok benzeyen hamleleri gözlemlemeye başladım. Bunca ortak özellik olması şaşırtıcı geldi. Sanki işe yarayan bir yol öğrenmiş, bu yolu tekrarlıyor gibiler. Üzerine biraz kafa yorduktan sonra, iki yıldır yüzüne bakılmadan rafta bekleyen kitaba bir göz atmak istedim. Muhtemelen bilinçli şekilde böyle kitaplar okuyorlardır, her şey tecrübe ya da tesadüf olamaz. Birkaç saat içinde atlaya atlaya kitabın yarısına geldim. Bazı bilgiler aşırı sıkıcı ve yüzeyseldi. İnsanları belirgin karakterlere koyup bir şema çıkarmamız, bu şemaya göre nasıl bir li...

Yeni yıl için yeni bir liste

Resim
  Her yıl böyle bir liste hazırlıyorum ve her yıl birkaç madde hiç öngörmediğim şekilde değişiyor. Bu defa üzerine çok düşünmeden, son zamanlarda kendimde gördüğüm ve değiştirmek istediğim halleri not aldım. Genelde listelerim büyük bir başarıya ulaşamasa da maddeler arasında büyük aşama kaydettiklerim oluyor. Bu sene en çok dikkat edeceğim nokta, başarılarımı küçümsememek olacak. Son zamanlarda girdiğim iş ortamlarında fikri bile olmadan her konuda uzun uzun konuşan, yeni dahil olduğu projenin geçmişini bile bilmeden ve sorma gereği duymadan, ya da kendisinin bilmediği bir şeyler olacağını hesaba katmadan sonu gelmez yorumlar yapan erkeklerle karşılaşıyorum. Kadınlardan da söz alıp bir anda küçük bir soruyu uzun bir söyleve çevirenler oluyor ama hem onların sayısı daha az hem de gözüme fazla batmıyorlar. Bastırılmış, utandırılmış bir kadındansa aklındakini çekinmeden söyleyeni tercih ederim, ki dünya aşırı özgüvenli erkekle doluyken biraz da çok konuşan kadınlar olsun, ne fark ede...

Patriarkada kız çocuğu

Resim
Üniversiteler açılalı bir süre oldu. Ülkedeki yaşamsal binbir derdin üstüne şehir değiştiren, yeni yurt ortamlarında daha önce bir araya gelmediği kültürlerden başka kadınlarla tanışan genç kadınları düşündüm bugün.  Eskişehir'den İstanbul'a taşındığımda, iyi bir okula girmek için canhıraş test çözmüş, çocukluğundan beri kitap okumuş ve voleybol oynamış genç bir kadından başka bir şey değildim. Bunların üzerine koyabileceğim, beni yeni hayatımın öğreteceklerine bir nebze daha hazır eden en ufak bir destek mekanizmam yoktu. Mesela şöyle diyemiyordum; İstanbul çok karmaşık, büyüleyici ve büyükse, kendimi nereye koyacağımı bilemez, kaybolur gibi hissedersem, deneyimlerim içinden çıktığım küçük hayatı aşarsa konuşabileceğim bir annem, ablam, beni sorgusuz sualsiz dinleyecek bir teyzem var. Daha çok şöyle diyordum; bu ne büyük bir değişim ve ben hepsi bana benzer kafa karışıklığı yaşayan kadın arkadaşlarımla birlikte bu işte ne kadar bilgisiz ve yalnızım.  Caddeleri tanımayı, hangi...

Son dakika hataları

Resim
  Bir toplantı için İspanya'nın Portekiz'le komşu şehri Pontevedra'ya iş yerinden bir arkadaşımla seyahat ettik. İki günlük toplantı sonunda dönüş planımız, toplantıyı organize edenlerim seyahat acentası tarafından planlanmıştı. Sabah 9.30 treniyle Pontevedra'dan 4 saatlik bir tren yolculuğuyla Madrid'e gidecek, birkaç saat şehirde zaman geçirdikten sonra uçakla Kopenhag'a dönecektik.  Sabah otelden ayrıldık. Tren istasyonu yürüme mesafesindeydi. İstasyona vardığımızda trenimizin kalkmasına on beş dakika vardı. Elektronik biletler iş arkadaşımın telefonundaydı, kontrol de etmemiştim. Onun yönlendirmesiyle hareket ediyordum. Bileti bulunca yüzünde bir şaşkınlık belirdi. Bu bilet Ekim ayına alınmış diye şaşkınlıkla haykırdı. Öylesine aniden ve aşırı panik oldu ki onu sakinleştirmekle problemi anlayıp çözmek arasında bocaladım.  Uzun yıllardır sorunlar karşısında çok büyük tepkiler veren, hayretler içinde kalan, çözümden ziyade kim nerede hata yaptıya odaklanan ins...

Gün içi tükenmişliği

Resim
Ben çoğu kimse gibi aşırı toplantıya katılan, her saati bir grupla iş konuşmaktan geçen biri değilim. İş gereği haftada birkaç online toplantım oluyor. Bu toplantılar da cidden kararların alındığı, fikrimin kabul gördüğü, paylaşmamın, katılımımın gerektiği toplantılar oluyor. Bunu bildiğimden sanırım söyleyeceklerimi cidden hesaba katıyor, kendimi hazırlıyorum.  Günde bir saat süren yoğun içerikli bir toplantı üzerimden buldozer geçmiş gibi hissetmeme yetiyor. Daha sabahın onunda günü zorlukla, ne yaptığımı tam da bilmeden geçirebilecek yüzde onluk bir enerjim kalıyor. Onunla bir şekilde kalan işleri tamamlıyorum. Ama göğsüme ve sırtıma oturan ağırlık tükendiğimi kendimden saklayamayacağım kadar büyük. Bu ağırlığı muhtemelen çocukluğumdan beri duyuyorum. Hatırlayabildiğim en eski tükenmişlik hali liseye gidiyor. Öğleden sonra birkaç saat daha var derslerin bitmesine. İnsanlar konuşuyor, planlar yapıyor. Ben kolumu kıpırdatamayacak haldeyim. Bir ağırlık var vücudumda, sebebini bilmi...

Kendine karşı gelmemek

Resim
Enerjisini içten ya da sınırlı sayıda kişiyle kurulan derin muhabbetlerden alan biri olarak kendimle en büyük sınavımı bir toplulukla iki günden fazla bir arada kaldığım anlarda yaşıyorum.  İş yerinde, her yaz tatili, yazlık büyük bir ev kiralayıp hep birlikte orada kalma ritüelimiz var. Benim çok eğlendiğim ama kendimi enerjimin tükenmemesi için kollayıp korumam gerektiği günler oluyor genelde. Bu hafta da birkaç gün on dört kişi büyük bir evde bir aradaydık. Günler sabahın erken saatinden akşam yemeğine kadar planlanmıştı. Birlikte akıl yürütmek istediğimiz konular, yoga seansları, birlikte yemek hazırlayacağımız, ekip olarak bağımızı güçlendirecek aktiviteler. Programa göz attıktan sonra konuşacağımız konular hoşuma gitmekle beraber ilk düşündüğüm çok yorulacağım oldu. Kendime ara sıra boşluk bırakmaz, odama çekilmez, sessizlikle geçireceğim anlar bulmazsam hızlıca tükeneceğimi biliyordum. Neyse ki artık kendimi, neye ihtiyacım olduğunu daha iyi biliyorum. Bu da bana iyi gelmeye...

Gelmeyen yaz ve arkadaşlıklar

Resim
Buraya yaz bir türlü gelmedi. Her gün yirmi derecenin altında uyanıp belki bugün hava bulutsuz ve yağmursuz olur diye hayal ederken yakalıyorum kendimi. Hava sıcak olduğunda şehir ayrı bir güzelleşiyor, kanaldan denize girmek, hiç olmazsa sere serpe bir yerlere uzanıp güneşlenmek çok iyi geliyor. Geçtiğimiz hafta birkaç günü Slovenya'da geçirdim. Bahçede otururken bile kavuran güneş bana gerçek yazı hatırlattı. Sıcak hissetmeyi özlemişim. Havanın gidişatından bağımsız olarak hikayelerini dinlemekten çok zevk aldığım bir arkadaş grubum var, bazı akşamlarımı onlarla geçiriyorum. Yavaş yavaş yerleşik hayata geçen ve durulan otuz üstü grubun tam tersi, hala her şeyi son sürat yaşayan bir arkadaş grubu.  Jo, Kuzey Makedonyalı, otuzlarının başında bir gay. Kopenhag'a gelmeden önce birkaç sene Şangay'da yaşamış. Dillere karşı ilgisi var, bir dili üzerine uğraştığında çok kolay öğreniyor. Burada da Danca kursuna başladı, yeteneklerini sergilemekten, yeni insanlarla tanışmaktan zevk...

Grup sohbetlerinde aşırı ilgisizlik hali

Resim
  Küçüklükten beri karakterimin bir parçası olan ve bir türlü anlam veremediğim- bazen verebilir gibi olduğum- bir özelliğim var. Ne zaman ki birkaç kişilik grubun içinde bir etkinlikte olayım bir süre sonra, kişilerle yakınlığım fark etmeksizin büyük bir ilgisizlik, yorgunluk halinde buluyorum kendimi. Birebir saatlerce konuşabileceğim iki insanla üç kişi bir araya geldiğimizde yine sohbete katılmak istiyorum ancak bir süre sonra kendimi aşırı sıkılmış, konunun gittiği yerle ilgimi yitirmiş, tek söz edebilmek için kendimi zorlamaya başlarken buluyorum. Konu alakamı çok çeken bir yerde kalırsa durum bu kadar kötü olmuyor. Hala bir süre gerçekten içimden gelerek fikirlerimi söyleyebiliyorum ama genelde ilgi alanımın dışına çıkıveriyor. Bu durumun neyle ilgili olduğunu henüz çözemedim.  Geçenlerde yine aynı durumda buldum kendimi. Bir süre ilişkilerden, hayattan, kedilerden, kitaplardan vs. bahsettik üç kişi. Sonra konu bitki yetiştirmeye, hangi sebze çeşidinin ne kadar bakım ge...

Kısa bir tatil

Resim
Bugün hava yağışlı ve öyle olması işime geliyor. Hafta sonu çalışmak için motive olmak başka türlü mümkün değil. Temmuz ayı benim için iş ve son anda planladığım kısa tatillerle oradan oraya koşmakla geçiyor. Arada güçsüz düşüp hasta oluyorum, bir şey olmamış gibi devam ediyorum. Üzerine o kadar çalıştığım halde hala, biriken işlere yetişemiyormuşum, yeterince zamanım yokmuş gibi hissediyorum. Oysa hiçbiri aşırı zaman alan, halledemeyeceğim meseleler değil. Pek çoğu öteleme kurbanı. Yapılıverse birkaç saat sürecek işlerin ertelenip kafada kirli çamaşır yığını gibi üst üste binmesi.  ** Liina ile buluşup Kristine'nin Bornholm'daki evine gittik. Kristine yıllardır Danimarka'ya bağlı bu sevimli adaya hayrandı. Biz Kopenhag'da beraber yaşarken ve o, evin en küçük odasında bir buçuk kişilik yatağı ve kitapları ile kendine büyük bir dünya kurmuşken ara sıra Bornholm'da yaşamak istediği evden ve bahçesinde yetiştireceği sebzelerden bahsederdi. Eş zamanlı bir diğer hayali d...

30'ların başları- kendini keşfediş ve iyileşme

Resim
Bazen bana böyle bir odadaymışım gibi geliyor. Gözlemlediğim hayat, beni çevreleyen, sarıp sarmalandığım dünya hem çok karanlık hem de büyük bir partide gibiyim; bir sürü renk, insan, olasılık ve duygu var. Nereye bakacağımı, hangisine hayranlıkla şaşıracağımı, neyin peşinden gideceğimi şaşırıyorum. Birini seçsem diğerini merak ediyorum. Sonra kendimi yatıştırıyorum. Her şeye vaktim var. Aceleye gerek yok. Bunca zaman ettiğim acelenin de vardığı bir yer olacak sandım olmadı. Geç kaldığımı sandığım anların düşündüğüm kadar büyük bir önemi yokmuş.  Bu karanlık ama heyecan verici partide gözlerimi kapıyorum. Etraftaki gürültüyü, hareketi, ben dursam da durmayan ayak seslerini, oradan oraya gidip gelmeleri duyuyorum. Her şeyin hem böyle dışında hem de tam ortasında olmak hoşuma gidiyor.  Kafa yorduğum, cevap aradığım bir sürü şey oluyor gün içinde. Umursamadığımı sandığım şeyler bile aklıma takılıyor. Saatlerimi o düşüncenin etrafında dönüp durarak geçirdiğimi çok sonra fark ediyo...